Tüm Yazılara Dön
Dünya ve Dış Politika 03.09.2026

Dünyanın İhtiyacı Daha Fazla Gerilim Değil, Güçlü Diplomasi

Dünyanın İhtiyacı Daha Fazla Gerilim Değil, Güçlü Diplomasi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 81’inci dönemi 8 Eylül 2026 tarihinde başlayacak. Bu yılın ‘Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek ve herkes için çalışan bir Birleşmiş Milletler oluşturmak’ şeklinde belirlenen teması, dünyanın içinde bulunduğu koşullar düşünüldüğünde son derece anlamlıdır.

Dünyanın farklı bölgelerinde devam eden çatışmalar, insani krizler, zorunlu göç, ekonomik eşitsizlik ve iklim değişikliği milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor. Bu sorunların hiçbiri ülkelerin yalnız başına çözebileceği meseleler değildir. Uluslararası toplumun daha fazla kutuplaşmaya değil, karşılıklı güvene ve güçlü bir diplomasiye ihtiyacı vardır.

Barış yalnızca silahların susması anlamına gelmez. İnsanların güvenli bir yaşam sürdürebilmesi, temel haklarına ulaşabilmesi ve geleceklerini özgürce kurabilmesi de barışın ayrılmaz parçalarıdır. Sivilleri korumayan, uluslararası hukuku gözetmeyen ve insani değerleri geri plana iten hiçbir yaklaşım kalıcı çözüm üretemez.

Eylül ayında gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler üst düzey toplantılarında barışın yanı sıra sürdürülebilir kalkınma, iklim eylemi, adil dönüşüm ve salgınlara karşı hazırlık gibi başlıklar ele alınacak. İklim krizinin etkilerini kuraklıkta, orman yangınlarında ve tarımsal üretimde yaşanan sorunlarda bizler de yakından görüyoruz. Bu nedenle iklim meselesi yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir adalet meselesidir.

Türkiye, coğrafi konumu ve tarihsel birikimi nedeniyle bölgesel barışın kurulmasında önemli bir sorumluluğa sahiptir. Dış politikamız günlük siyasi hesaplara değil; uluslararası hukuka, karşılıklı saygıya ve ülkemizin uzun vadeli çıkarlarına dayanmalıdır. Türkiye’nin güven veren, tutarlı ve barıştan yana bir diplomasi yürütmesi hem bölgemiz hem de dünyamız açısından değerlidir.

Cumhuriyetimizin ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesi bugün de bize yol göstermektedir. Geleceğimizi daha fazla gerilimde değil; diyalogda, dayanışmada ve ortak akılda aramalıyız. Daha adil, daha güvenli ve daha yaşanabilir bir dünya ancak barışı savunmaktan vazgeçmeyen insanların ortak iradesiyle kurulabilir.